|
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Devrim
Tarihi
|
[Keith
Bennet'in Korea: Pioneer of Communism adlı kitabının
Stalin Arşivi çeviri birimi
tarafından yapılan özet-çevirisidir. (Ekim 2006)] |
Kuzey Kore
(Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti), bizde bilinen adıyla Kore
Savaşı, Kuzey Korelilerin deyişiyle “Anavatanın Kurtuluş Savaşı”
sonrasında (1950-1953) ikiye bölünmüş, ülkenin güney bölümü
emperyalistlerin elinde kalmıştır.
ABD, Sovyetler Birliği’nin Çin’in tanınmamasını protesto etmek
amacıyla oturumları boykot ettiği bir sırada Birleşmiş Milletlerde
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne karşı savaş kararı aldırmış,
Türkiye de dahil olmak üzere yanına on beş uydu ülkeyi
alarak genç Kore Cumhuriyeti’ne saldırmıştır.
ABD’nin bu savaşta nükleer silah kullanmasına ramak kalmıştı.
Bununla birlikte Kore halkına yapmadıkları eziyet kalmadı. ABD Hava
Kuvvetleri 408 bin nüfuslu Pyongyang kentine 400 bin adet bomba
attı! Kimyasal ve biyolojik silahları kullanmaktan çekinmediler.
Soğuk Savaşın başladığı bu dönemde II. Dünya Savaşı’ndan en az
zararla çıkan ABD gücünün doruğundaydı. Kore Demokratik Halk
Cumhuriyeti ise henüz 9 Ekim 1948’de doğmuş bir bebek sayılırdı.
Kore’nin müttefikleri bile bu ülkenin böyle bir saldırıya karşı
koyamayacağını düşünmekteydi. Hatta, Çin Halk Cumhuriyeti’nin bile
emperyalistlerce ezilme tehlikesi vardı.
Ama savaş emperyalistlerin umduğu gibi sona ermedi. Çin’den ve
dünyanın diğer ülkelerinden gönüllülerin de yardımıyla Kore halkı
Mareşal Kim İl Sung ve Kore İşçi Partisi liderliğinde görülmemiş bir
kahramanlık örneği vererek emperyalistleri ateşkese zorladı (11
Temmuz 1953). Kore halkının bu direnişi emperyalizmin boyunduruğu
altında yaşayan halklara ilham verdi.
Kore Anavatan Kurtuluş Savaşı’nı verdiği sırada geri kalmış ve
yoksul bir ülkeydi. Peki bu duruma nasıl gelmişti? Savaştan sonra
nasıl çağdaş bir ülke haline geldi? Kısaca bunu inceleyelim.
Kore, Orta Çağ boyunca pek çok alanda Avrupa uygarlığından daha
ileri bir konumdaydı. Teknoloji, tıp, bilim, tarım alanlarında
kültürel alanda dönemin Avrupasıyla karşılaştırıldığında daha ileri
gitmişlerdi. Bununla birlikte, Avrupa’da kapitalizmin gelişmesini
sağlayan ilkel birikim süreci Kore Yarımadasında gerçekleşmedi.
Kore, on altıncı yüzyıldan itibaren Li Hanedanlığı altında
feodalizmin geriliğinden kurtulamadı. Bu geriliğiyle Kore, diğer
sömürge ülkeler gibi, emperyalist ülkeler için potansiyel bir
sömürge olarak kaldı. Amerikan ve İngiliz emperyalizmi bir süre
Kore’de faaliyet gösterse de, 1905 Rus-Japonya savaşından sonra bu
bölgedeki hakimiyeti Japon emperyalizmine bırakmak zorunda kaldılar.
1905 ve 1908 yıllarında ABD ve Japonya arasında yapılan anlaşmalarla
Kore’nin “korunması görevi” Japonya’ya verilmiş oldu. İngiltere de
1902 ve 1905 yıllarında Japonya ile yaptığı anlaşmayla bu ülkenin
Kore üzerindeki “politik, ticari ve sınai egemenliğini” kabul
etmiştir.
Japonya, Kore’yi diğer Asya ülkelerini boyunduruk altına almak için
bir atlama taşı olarak görmüştür. Yukarıda sözü geçen anlaşmalarla
iyice cesaretlenen Japonya, Kore’nin bağımsızlığına adım adım son
vermiştir. Kore’yi büyük bir borç batağına soktuktan sonra 1910
yılında bu ülkeyi resmen sömürgesi ilan etmiştir.
Çürümüş Li Hanedanlığı ülkeyi Japonlara karşı koruyacak durumda
değildir. Bununla birlikte çoğunluğu köylülerden oluşan Kore halkı
feodal baskıya ve Japon işgaline karşı direnmişlerdir.
1884 Aralığı’nda ilerici askerlerden oluşan bir cunta feodalizmi yok
etmek ve kapitalist gelişimin önünü açmak için bir darbe düzenlemeyi
denemiş ama başarılı olmamıştır. Bu, Kore’deki ilk burjuva
demokratik devrim denemesidir. Aynı güçler bu defa Japon işgaline
direnmek için bir gönüllüler ordusu oluşturmuşlardır. Bu grup daha
çok bireysel terörist eylemlere girişmiş, 1908 yılında Kore’nin
gerici hükümetinin danışmanı olarak çalışan ABD'li diplomat
Stevenson’u San Francisco’da bulup öldürülmüş, 1909 yılında ise Kore
Genel Valisi, eski Japonya Başbakanı Ito Hirobumi Çin’deki bir tren
istasyonunda An Jung Gun adlı bir vatansever tarafından
öldürülmüştür.
Bununla birlikte bu tür eylemler kesin bir başarıyı getirmemiş ve
Kore ismi dünya haritasından silinmiştir. Kim İl Sung’un deyişiyle
“Japon emperyalistler Kore’yi bir hammadde ve işgücü kaynağı,
metalarını satacakları bir pazar ve Asya kıtasında başka ülkelere
yapacağı saldırılar için bir üs haline getirmiştir.”
Japon emperyalistleri Kore kültürünün varlığını reddetmiştir. Halka
kendi dillerinde konuşmaları yasaklanmıştır. Emperyalistlere göre
Kore ve Japonya bölünmez bir bütündü. Kim İl Sung’un benzetmesiyle
Kore “Asya’nın İrlandası” yapılmak istenmiştir.
İki emperyalist ülkeyi sırayla yenerek yirmi yıldan kısa bir süre
içerisinde geri kalmış ülkesini sanayileşmiş bir ülke haline getiren
Kim İl Sung böyle bir zamanda, 15 Nisan 1912’de doğmuştur.
Kim İl Sung’un çocukluğu, II. Dünya Savaşı ve Ekim Devrimi gibi
büyük olayların gerçekleştiği, dünyanın büyük dönüşümler yaşadığı
bir zamanda geçmiştir.
Ekim Devrimini gören Koreli vatanseverler arasında bu tarihten sonra
halk gücüne dayanarak bağımsızlığın kazanılması görüşü güçlenmeye
başlamıştır. Bununla birlikte hala başka emperyalist güçlere
dayanarak kurtulma hayalleri kuranların sayısı da az değildir. Bu
görüşte olan bir kesim “Bağımsızlık İlanı” adlı bir broşür
yayınlamış ve halk bu broşürü yayınlayanların hiç beklemedikleri ve
istemedikleri biçimde kitleler halinde ayaklanmıştır. 1 Mart 1919’da
iki milyon kişi iki ay boyunca 3200 farklı yerde ayaklanmış, Japon
emperyalistleri buna 23.470 kişiyi öldürerek ve 46.948 kişiyi de
tutuklayarak karşılık vermiştir. Bu ayaklanmanın başlamasına neden
olan kişiler ise yaptıklarından dehşete düşmüş, Japonlardan özür
dilercesine halka direnmemelerini telkin etmiştir.
Kanla bastırılan bu ayaklanma halkın emperyalistlere karşı direnmek
istediğini, bununla birlikte bu direnişi örgütleyecek bir ideoloji
ve liderliğin gerekli olduğunu göstermiştir.
Kim İl Sung’un babası Kim Hyong Jik, bu gerekliliği hissetmiş, Ekim
Devrimi’nden de etkilenerek diğer emperyalist güçlere değil, halka
dayanan bir direniş örgütü kurmayı hedeflemiştir. Bununla birlikte
Japon gizli polisi Kim Hyong Jik’in bu çabalarını öğrenmiş, onu yüz
yoldaşıyla hapse atmıştır. Kim Hyong Jik hapisten çıktığında gizli
ve açık çalışmalarına devam etmiş ama hapishanede gördüğü işkenceler
ve polis baskısından kaçmak için soğuk havalarda çıktığı uzun
yolculuklar nedeniyle sağlığı bozulmuş ve 1926 yılında ölmüştür. Kim
İl Sung’un çocukluğu tüm Kore halkı gibi acılar içinde geçmiş, Kim
İl Sung babası sayesinde çok küçük yaşta devrimci hareketle
tanışmıştır.
Kore’de Marksist-Leninist bir partinin kurulma süreci büyük
zorluklar içinde gerçekleşmiştir. Marksizm-Leninizm, Ekim
Devrimi’nden sonra bütün Doğu ülkelerinde olduğu gibi Kore’de de
hızla yayılmıştır. Ülkenin çeşitli bölgelerinde çeşitli Komünist
çevreler oluşmuş Kore Komünist Partisi (KKP) Nisan 1925’te
Komintern seksiyonu olarak kurulmuştur. Bununla birlikte partinin
kurulduğu ilan edilse de, bu ilk zamanlarda varlığı sadece sözde
kalmıştır. Bu parti ülkedeki Komünistlerin birliğini kuramamış,
koşullar oluşmadan partinin kuruluşunun ilan edilmesi pek çok
başarısızlıklara yol açmıştır. Koreli Komünistler arasındaki
düzeltilemez sekterlik ve bölünmüşlük nedeniyle parti Komintern
tarafından 1928 yılında kapatılmıştır.
Komünistlerin bu birliği kuramamasının birkaç nedeni vardır:
Öncelikle ülkenin Japon işgali altında olması ve Japon gizli
servisinin sürekli kovuşturmaları görüşlerin hızla yayılmasına engel
olmuş, pek çok çevre birbiriyle iletişim kuramamıştır.
Parti yöneticilerinin sadece halktan kopuk aydınlardan oluşması da
ayrılıkları körüklemiştir.
Ayrıca, kendisine Komünist diyen pek çok kişinin aslında Komünizmin
ne olduğundan bile haberleri yoktu. Ulusal kurtuluş hareketi içinde
bir zamanlar ABD ya da İngiltere yardımına güvenen bazı unsurlar, bu
defa da sınıfsal karakterini anlamadıkları genç Sovyet devletine
sırtlarını dayamak istediklerinden modaya uyup kendilerine
Komünistlik payesi vermişlerdir.
Ülkedeki kültür seviyesinin düşüklüğü de Marksizm-Leninizmi
özümseyip ülke koşullarına uygulayacak kişilerin oluşmasına engel
olmuştur. Bu cehalet grupçuluğu doğurmuş, fraksiyonlar arası
diplomasi oyunları sadece ve sadece bu bölünmüş gruplar arasına
kolaylıkla ajanlarını sokan Japon emperyalistlerinin işine
yaramıştır.
Babasının sıkı eğitiminden geçen Kim İl Sung, burjuva milliyetçileri
ve sahte Komünistlere karşı eleştirel bir tutum takınmış,
oluşturacağı Komünist hareketi küçük sekter gruplar arasındaki
diplomasi oyunlarına değil, Kore halkına dayanarak kurmaya karar
vermiştir. Bu yolda yaptığı ilk iş, yukarıda sözü edilen gruplara
hiç bulaşmamış, halktan gelen militanlar eğitmek olmuştur. Kim İl
Sung, sekter grupların Komintern tarafından tanınmak için
birbirleriyle girdikleri yarışı eleştirmiş, önemli olanın halk
tarafından tanınmak olduğunu, halk tarafından bir kez tanınınca
zaten Komintern’in Koreli Komünistleri kabul edeceğini ileri
sürmüştür.
Aklında bu fikirlerle, henüz on dört yaşındayken 17 Ekim 1926’da
Emperyalizme Hayır Birliği’ni (EHB) kurmuştur. EHB ile gerçek
Komünist Partisi’nin temeli atılmış, bugünkü güçlü Kore İşçi
Partisi bu temel üzerinde yükselmiştir.
EHB, devrimin üç aşamasına karşılık gelen bir programı
benimsemiştir. Öncelikle Japonlar yenilgiye uğratılacak ve Kore
bağımsızlığına kavuşacaktır. Daha sonra Kore’de sosyalizm ve
komünizm inşa edilecek, son olarak da sosyalist ülkelerin ortak
savaşımıyla dünya emperyalizmi yenilgiye uğratılacak, komünizm tüm
dünyada hakim olacaktır.
Kim İl Sung, bu programla Çin’in Mançurya bölgesinde bulunan, Jilin
kentine gitmiştir. Bu büyük kentte pek çok Koreli devrimci
yaşamaktadır. Kim Jong İl, devrimci düşüncelerini kolaylıkla
yayabilmeyi umduğu bir Orta Okula kaydolmaya karar vermiş, EHB
ismini Anti-Emperyalist Gençlik Birliği ve Kore Genç
Komünistler Birliği isimleriyle değiştirmiştir.
Bu dönemde Kim İl Sung’un eylem planı şuydu: Açık ve gizli
mücadeleyi bir arada sürdürmek. Genç yoldaşlar yasal kitlesel
örgütlerde eğitilecek, bu kişiler mücadeleye katılıp tecrübe
kazandıkça gizli çalışan örgütlere katılacak, yeni devrimci kuşak bu
örgütlere katılan kadrolar üzerinden oluşturulacaktır.
Bu doğru taktiklerden hareket eden örgüt hızla güçlenmeye başlamış,
Anti-Emperyalist Gençlik Birliği ve Kore Genç Komünistler
Birliği’nin lider kadroları Temmuz 1930’da Kalun Konferansında
toplanmışlardır. Juche fikri, ilk kez bu konferansta formüle
edilmiştir. Buna göre devrimde ve devrim sonrasında başrolü halk
kitleleri oynayacaktır. Bu konferansta ayrıca, sekter grupların
devrimle ilgili görüşleri eleştirilmiştir. Bu gruplara göre devrim
ya burjuvazinin mutlak hakimiyeti ile sonuçlanacak bir
burjuva-demokratik devrim ya da hiçbir aşama kaydetmeden hızla işçi
sınıfını iktidara getirecek bir proleter devrim biçiminde olacaktır.
Buna karşı Kim İl Sung devrimin geçmesi gereken aşamaları açık bir
biçimde tanımlar:
“Kore Devriminin ilk hedefi Japon emperyalistlerini yenilgiye
uğratmak, Kore’nin bağımsızlığını kazanmak, feodal ilişkilere son
verecek demokratik bir devrimi gerçekleştirmektir.
Kore devriminin bu hedefleri göz önünde bulundurulduğunda ilk
aşamada devrimin karakteri anti-emperyalist, anti-feodal, demokratik
olacaktır.” (Tüm eserler, 1. cilt, s. 7)
Başka deyişle bu devrim ne hemen sosyalizmi kurmayı ne de burjuva
egemenliğini güçlendirmeyi hedeflemektedir. Amaç, sosyalist devrim
ve sosyalist inşa koşullarını yaratacak demokratik ve bağımsız bir
ülke kurmaktır.
Kim İl Sung, bu konferansta pek çok mücadele biçimini bir arada
yürütmek gerektiğini belirtirken, silahlı mücadeleye özellikle vurgu
yapmaktadır. Emperyalizmin doğası gereği şiddet kullanmak durumunda
olduğunu belirten Kim İl Sung, buna karşı ancak silahlı güçlerle
mücadele edilebileceğini ifade etmektedir. Bu ilkenin günümüzde de
terk edilmediğini görmekteyiz.
Böylece 6 Haziran 1930’da Japon emperyalistlerine karşı gerilla
savaşı vermek üzere Kore Devrimci Ordusu (KDO) kurulmuştur.
Gerilla birliklerinin yanısıra kitleler içinde ajitasyon yaparak
onları bilinçlendirecek birimler de oluşturulmuştur.
Gerilla savaşının merkez üssü olarak Mançurya’nın güneyindeki Tuman
Nehri seçilmiştir. Japonya’nın Mançurya bölgesini tamamen
denetleyecek kadar etkin olmaması, bölge nüfusunun yüzde sekseninin
Japon vahşetinden kaçan Korelilerden oluşması ve arazi şartlarının
gerilla savaşına uygun olması bu bölgeyi gerilla savaşı yapmak için
ideal bir yer haline getirmiştir.
Bununla birlikte Eylül ayında Japonya Çin ve Asya’yı işgal edebilmek
için Mançurya’yı işgal etmiştir. Böylece Kim İl Sung gerilla
faaliyetinin yoğunlaştırılması emrini vermiş, 25 Nisan 1932 yılında
Anti-Japon Halk Gerilla Ordusu (AHGO) kurulmuştur. 25 Nisan
günümüz Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nde Ordu Günü olarak
kutlanmaktadır.
AHGO’ya eş zamanlı olarak, kurtarılmış bölgelerde Devrimci Halk
Hükümetleri yönetimi kurulmuştur. Bu hükümet Japon yanlısı hainler
ve feodal gericiler üzerinde halk diktatörlüğü uygulamış, topraklar
halka dağıtılmış, asgari ücret ve sekiz saatlik iş günü, kadın-erkek
eşitliği kabul edilmiş, zorunlu eğitim uygulamaya konmuş ve ücretsiz
sağlık hizmetleri verilmiştir.
Mart 1934’te AHGO, tek bir yönetici organ halinde birleştirilerek
ismi Kore Halk Devrimci Ordusu olarak değiştirilmiştir. Kim İl Sung
isminin bir destan kahramanı gibi halk arasında dolaşmaya başlaması
bu döneme rastlar.
1935 yılında Moskova’da Georgi Dimitrov Genel Sekreterliğinde
toplanan Yedinci Komintern Kongresi’nde bütün Komünistlerin
merkezi hedefinin faşizme karşı birleşik cephenin
oluşturulması ve güçlendirilmesi olduğu kararı alınmıştır.
Kim İl Sung, bu karar çerçevesinde Birleşik Cephe oluşturma
çalışmalarına hız vermiş, bu amaçla 5 Mayıs 1936’da Anavatanın
Kurtarılması Birliği’ni (AKB) kurmuştur. Bu birlik ciddi bir
başarı göstererek Kore Halk Devrimci Ordusu ile kitleler arasındaki
bağı sıkılaştırmıştır.
Haziran 1937’de Kim İl Sung’un liderlik ettiği Pochonbo
saldırısının bu dönemde verilen silahlı mücadelede önemli bir yeri
vardır. Gerillalarca yapılan ani baskınla emperyalist güçler kentte
vurulmuş, düşmana önemli kayıplar verdirilmiştir. Kim İl Sung bu
saldırıdan sonra, Kore ve Japonya’nın bir olmadığının, Kore halkının
kendi dilini konuşmak istediğinin, Kore halkının Japonya’nın Çin’e
yönelik saldırısına katılmayacağının kanıtlandığını söylemiştir.
Gerillanın 1938 sonu ve 1939 başında eksi kırk derecede yaptığı yüz
gün süren Çetin Yürüyüş, Kore halkının Japon emperyalistlere
karşı verdiği mücadelenin en önemli anlarından biridir. Sayısız
kahramanlık örneklerine sahne olan bu yürüyüş Japon ordusunun
manevralarını boşa çıkarmış, halkla bütünleşmiş gerillanın yenilgiye
uğratılamayacağını kanıtlamıştır. Bugün Kore’de yaygın olarak tekrar
edilen şu slogan bu günlerde verilen mücadeleye gönderme
yapmaktadır: “Anti-Japon gerillalar gibi yaşayalım, üretelim ve
çalışalım.”
İkinci Dünya Savaşı yayılınca, 1940 yılında Sovyetler Birliği iki
cephede birden savaşmamak için Japonya ile Tarafsızlık Anlaşması
imzalamıştır. Bu anlaşmadan sonra Komintern Mançurya’daki gerilla
birliklerinin küçültülmesi kararı alınmıştır. Bu karar iki bakımdan
zorunludur: Almanya ile savaşan Sovyetler Birliği’nin iki cephede
birden savaşmasını engellemenin gerekliliği ve küçük gerilla
gruplarının düşman cephesinde büyük gruplara göre daha kolay hareket
edebilmesi.
Sovyetler Birliği Almanya’yı yenilgiye uğrattıktan sonra 9 Ağustos
1945’te Japonya’ya savaş ilan etti. Aynı gün içinde Kim İl Sung Kore
Halk Devrimci Ordusuna son çarpışma için hazır olmaları emrini
verdi. Kızıl Ordu birlikleriyle omuz omuza çarpışan Kore Halk
Devrimci Ordusu 15 Ağustos 1945’te Japon emperyalistlerini yenilgiye
uğrattılar.
Kore’de Sosyalizmin İnşası
Elli yıl önce ABD Hava Kuvvetleri’nin yaptığı acımasız
bombardımandan hemen sonra Pyongyang’a gidenler bu kentin bugünkü
halini gördüklerinde çok şaşırmaktadırlar. Bugün Pyongyang dünyadaki
en modern kentlerden biridir.
Bununla birlikte özellikle SSCB’nin çözülüşünden sonra artan ABD
baskısı karşısında büyük askeri harcamalar yapıldığını hatırlarsak
Kore halkının sosyalizmi inşa etmek için ne kadar büyük özverilerde
bulunduğunu daha iyi anlarız.
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin bu şartlarda bile sosyalizmi
koruyabilmesinin en önemli nedeni diğer sosyalist ülkeleri bire bir
kopya etmekten kaçınmalarıdır. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin
en önemli politikası kolaycılığı reddetmesi, ülkenin öncelikle kendi
gücüne dayanmasıdır.
Japonya Kore’yi işgal ettiğinde ülke geri kalmış, kapitalizmin pek
gelişmediği bir ülkeydi. Sınai gelişim Japonların tekelindeydi. Ülke
kaynakları Japon savaş makinesini beslemekten başka bir yere
harcanmıyordu. Böylesine geri koşullarda herhangi bir ülkenin
modelini bire bir taklit etmek, örneğin bu gelişmemiş aşamada
Sovyetler biçiminde örgütlenmeye çalışmak, büyük bir hata olurdu.
Parti içerisinden bir kesim ülkenin içinde bulunduğu koşullara
bakmadan hemen Sovyetler biçimindeki örgütlenmeye geçilmesini
savundular. Bir başka kesim ise bu yarı-feodal, sömürge ülkenin
sosyalizme geçmeden önce kapitalizmi geliştirmek için bir burjuva
cumhuriyeti kurulması gerektiğini savunuyordu. Kim İl Sung bu
dönemde hem sağdan hem de “soldan” gelen bu sapmalara karşı mücadele
ederek sosyalizme giden yolun Devrimci Halk Hükümetlerinden
geçtiğini söyledi:
"Bizim istediğimiz demokrasi batılı kapitalist ülkelerin
demokrasisinden temelde ayrılır; ama bizim istediğimiz demokrasi
sosyalist bir ülkenin körü körüne kopya edilmesinden ibaret de
değildir. Otuz altı yıllık Japon işgalinden henüz kurtulmuş
ülkemizde yukarıdaki iki yoldan birini seçseydik büyük bir hata
yapmış olurduk.
Bizim demokrasimiz anti-emperyalist, anti-feodal demokratik devrim
aşamasındaki Kore gerçeğine en uygun demokrasi biçimidir." (Bütün
Eserleri, 1. cilt, sayfa 257).
İlk hedef, sosyalizme geçişe uygun koşullara sahip zengin, güçlü ve
bağımsız bir toplum yaratmaktı.
ABD birlikleri Eylül 1945’te Japonya’nın koşulsuz olarak teslim
olmasından sonra Kore’nin güneyini işgal ettikten sonra, yukarıda
anlattığımız yönetim biçimini uygulayacak olan Kuzey Kore Geçici
Halk Komitesi kuruldu.
Bu yapı, zaten kurulmuş bulunan yerel halk komiteleri ile pek çok
demokratik politik parti ve toplumsal örgütlerin birleşmesinden
oluşmaktaydı. Bu yapıların tümü işçi sınıfının önderliğinde kurulmuş
işçi-köylü ittifakına dayanan ulusal birleşik cephenin üyeleriydi.
Kim İl Sung’un önerisiyle Kuzey Kore Geçici Halk Komitesi’nde
görüşülen ilk konu Kore’de bir kalem fabrikasının kurulmasıydı. Bu
öneri, Kim İl Sung’un modern ve tamamıyla bağımsız bir ülkenin cahil
bir halkla değil, eğitimli bir halkla kurulabileceğine dair
düşüncesini yansıtmaktadır.
Bağımsızlığını kazanmadan önce Kore’de hiç üniversite yoktu. 1 Ekim
1946’da feodal bağlardan kurtulan köylülerin bağışladıkları pirinçle
kurulan Kim İl Sung üniversitesi ile Kore’de ilk üniversite kurulmuş
oldu. Bununla birlikte halk düzenlenen “cehalet karşıtı
kampanyalara” karşın ilk zamanlarda okuma yazmanın önemini
kavrayamamıştır. Ancak Li Gye San Hareketi kurulduktan sonra
kitleler bu harekete katılmıştır.
Li Gye San eşini yitirmiş, yıllarca sefalet içinde içinde yaşamış,
devrimden sonra kendi toprağına sahip olmuş bir köylü kadındır.
Toprağına sahip olduktan sonra Kim İl Sung’a duyduğu şükranı
belirtmek için Pyongyang’a gelmiş ve kendi ürettiği buğday ve
patatesi bizzat Kim İl Sung’a vermek istemiştir. 3 Ağustos 1947’de
Kim İl Sung onu kabul etmiştir. Kabul sırasında köylü kadına şunu
sormuştur: “Gazete okuyor musun?” Kadının yanıtı olumsuzdur.
Köylerinde bir okul açıldığı halde okumanın önemini kavramadığı için
kaydolmamıştır. Bunun üzerine Kim İl Sung ona okuma yazma öğrendiği
taktirde devlet yönetimine bile katılabileceğini söylemiş, üç ay
içinde okuma yazma öğrenip kendisine bir mektup yazmasını
istemiştir. Gerçekten de üç ay sonra kadın okuma yazma öğrenip Kim
İl Sung’a bir mektup göndermiştir. Mektup köylü kitlelerinin
bulunduğu bir mitingde okunmuş, cehalete karşı Li Gye San kampanyası
düzenlenmiştir. Bütün ülke okuma yazma öğrenmek için seferber olmuş,
Aralık 1947 – Mart 1948 arasında iki milyondan fazla kişi okuma
yazma öğrenmiştir. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti herkesin okuma
yazma bildiği ilk Asya ülkesi olmuştur.
Bağımsızlık elde edildiğinde ülke nüfusunun yüzde seksenini
köylüler oluşturmaktadır. Yirmi gün içinde tüm toprak
sahiplerinin toprakları köylüler arasında paylaştırılmıştır.
1946 yılının sonuna gelindiğinde yabancılara ait ağır sanayi
kuruluşları ulusallaştırılmış, demokratik reform dönemi
tamamlanmıştır.
1946 yılının Ağustos ayında Kore İşçi Partisi kurulmuştur.
Japon işgaline karşı savaştan doğan sağlam yapı sayesinde demokratik
devrim hızla tamamlanmış, öncü parti kurulmuştur. 1947 yılının
başından itibaren planlı ve bağımsız ulusal ekonomi temelinde
sosyalist devrim, sosyalist inşa aşamasına geçilmiştir. Geçici Halk
Komitesi, Halk Komitesine dönüştürülmüş, bu organ sosyalizme
geçişten sorumlu hükümet kurumu haline gelmiştir.
1947-1948 yılları için yapılan bir yıllık plan sayesinde bir
zamanlar kalem bile üretemeyen Kore, elektrik motoru bile üretir
hale gelmiştir. 1948 yılında Kore yapımı ilk traktör ve gemiler
üretilmiştir.
ABD emperyalizminin her türlü komplosuna karşın, 25 Ağustos 1948
yılında hem güney hem de kuzey bölgelerinde yapılan genel seçimlerde
Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti tüm Kore halkını temsil eden tek
meşru devlet organı olarak kabul edilmiştir.
Bununla birlikte ABD ve onun Kore içindeki işbirlikçileri bunu
içlerine sindirememiş, Haziran 1950’de yeni doğmuş sosyalist
devlete savaş ilan etmişlerdir. Kore halkı tarafından kısa zaman
içinde üretilen onca değer ABD emperyalizmi ve Türkiye de dahil
olmak üzere onun maşaları tarafından hayvanca yok edilmiştir.
Ama Kore halkı direnmiş, Anavatanın Özgürlüğü Savaşını kazanmıştır.
Bununla birlikte Kore ikiye bölünmüş, yıkılmış bir ülke haline
gelmiştir. ABD yöneticileri, Kore’nin yüz yılda bile
toparlanamayacağını söylemişlerdir. Hatta bazı sosyalist uzmanlar
Pyongyang kenti tamamen yıkıldığı için aynı isimde başka bir kentin
başka bir bölgede kurulması önerisinde bulunmuşlardır.
Ne var ki iki emperyalist ülkeyi dize getiren Kim İl Sung ve
yoldaşları ülkenin yeniden inşa gibi zor bir görevden
kaçmayacaklardır. Kim İl Sung, ateşkes anlaşması imzalandıktan bir
gün sonra, fabrikaları gezmeye başlamış, işçilere ülkeyi yeniden
kurmanın mümkün olduğunu anlatmıştır. Böylece ağır sanayie öncelik
veren bu arada hafif sanayi ve tarımı aynı anda geliştiren bir model
uygulanmaya başlanmış, tarımda kolektivizasyona hız verilmiştir.
Savaş öncesi demokratik dönüşüm döneminde toprak sahiplerinden
alınarak köylülere dağıtılan toprakların kolektif bir üretim
tarzında işlenmesi için acele edilmemişti. Bununla birlikte savaştan
sonra savaş yıkımlarının köylülerin durumunu eşit düzeye çekmesinden
de faydalanılarak hızla (beş yılda) kolektivizasyona gidilmiştir.
Savaştan zarar görmüş burjuvaziye gelince, onlara karşı şiddet
uygulamak yerine bunlara önce devlet kontrolünde ortak iş yapan
şirketler kurdurtulmuş, daha sonra kademeli olarak bu şirketlere el
konulmuştur.
Böylece Ağustos 1958’de sosyalist dönüşüm tamamıyla
gerçekleştirilmiştir.
Bu dönemde SSCB’deki "destalinizasyon" sürecine umut bağlayan
bazı revizyonistler Kore bölünmüş haldeyken ve savaş tehlikesi henüz
geçmemişken Kore’de sosyalizm inşasına devam etmenin mantıklı
olmadığı görüşünü öne sürmüşlerdir. Kim İl Sung ise 1955 yılında
yaptığı konuşmalarda bu görüşe karşı çıkmış, Kore’de sosyalist
inşaya hızla devam etmenin sadece halkın yaşam standardını
yükseltmek için değil, aynı zamanda güneydeki devrimci harekete
destek olacak güçlü bir merkezin oluşturulması için zorunlu olduğunu
göstermiştir.
Bu konuşmalardan sonra parti içerisindeki ideolojik mücadele
kızışmış, İşçi Partisi içinde fraksiyon yaratmaya çalışan ve
revizyonistlerden destek alan unsurlar parti liderliğine ve devlete
karşı komplo yapmaya girişmişlerdir. Bununla birlikte bu komplolar
açığa çıkarılmış, komployu yapmaya girişenler teşhir edilmiştir.
Parti içindeki bu mücadele hemen sona ermemiş, fraksiyoncu güçler
partiye büyük zarar vermişlerdir. Bu güçler ancak büyük çabalar
sonucunda partiden temizlenebilmiştir.
Kim İl Sung, sosyalizmin temellerini sağlamlaştırmak için üç cephede
birden savaşmak gerektiğini belirtmiştir: ideoloji, teknoloji ve
kültür. Teknolojiden kastedilen kapitalizmin boyunduruğundan
kurtulmuş olan halkın yaşam standardını yükseltme çabasıdır. Kültür
alanında verilen mücadele ise halkın eğitim seviyesini yükseltip
teknoloji cephesindeki başarıyı güvence altına almak için
verilmektedir. İdeoloji cephesi ise toplumun devrimci geleneklere
bağlı kalması ve Komünizm davası için mücadele etmesi için
açılmıştır.
Sosyalizme geçişin kapitalizmden kalma geri fikirlerden bir anda
kurtulmak anlamına gelmediğini belirten Kim Jong İl ideolojik
mücadelenin diğer iki cephede verilen mücadeleden daha önemli olduğu
görüşündedir. Sosyalizmde kol ve kafa emeği arasındaki, köy ve kent
arasındaki farkların tamamen ortadan kalkmaması, eski üretim
biçimini özleyenlerin ve emperyalist ajanların varlığı, Kore
yarımadasında ABD’nin asker bulundurması gibi nedenlere bir de
bağımsızlık savaşlarını, sosyalizmi kurmak için verilen büyük
mücadeleyi görmemiş yeni kuşakların meydana gelmesi ile birleşince
ideolojik cephede verilen mücadele teknik ve kültürel alanda verilen
mücadeleyi belirleyen temel bir unsur haline gelmektedir.
Tam da bu noktada Kore’nin bu üç alanda verdiği mücadeleye örnek
teşkil edebilecek üç hareketi hatırlayabiliriz: Chollima Hareketi,
Chongsan-ri Ruhu ve Yöntemi, Taean Çalışma Sistemi.
Chollima Hareketi, 1953 Anavatanın Kurtuluş Savaşından üç yıl sonra,
Pyongyang yakınlarındaki Kangson Çelik fabrikasında çalışan
işçilerin arasında başlamıştır. Bu sıralarda ülke savaşın yaralarını
hızla sarmaya başlamış, içerideki revizyonist politikalar yenilgiye
uğratılmıştır. Kim İl Sung Kangson Çelik fabrikasını ziyaret etmiş,
işçilere 80.000 değil de 90.000 ton çelik ürettikleri taktirde
ülkeye ne kadar büyük faydaları dokunmuş olacağını anlatmıştır. Bu
çağrıya uyan işçiler olağanüstü bir çalışma azmiyle 120.000 ton
çelik üretmişlerdir.
Kangson Çelik fabrikasındaki bu olağanüstü çalışma örneği bir
kıvılcım işlevi görmüş, tüm ülkeye yayılmıştır. Böylece sınai
üretimde yüzde 144, tarımsal üretimde ise ise yüzde 112 artış
meydana gelmiştir. Chollima, Kore mitolojisinde büyük bir hızla yol
alan kanatlı bir attır.
Kore yüz yılda toparlanamaz diyen Amerikan emperyalistlerinin
tahminlerinin aksine daha 1960 yılında Kore’deki sınai üretim ulusal
ekonominin yüzde 71’ini oluşturmuş durumdadır. ABD’nin Vietnam’a
saldırmasıyla ulusal savunmaya daha fazla kaynak ayırma ihtiyacı
doğmuş olsa da 1957-1970 yılları arasında sınai üretim yılda
ortalama yüzde 19.1 oranında artmıştır.
Chollima hareketi ile konut sorunu da çözülmüş, her on dört
dakikada bir ev inşa edilmiştir.
Bu dönemde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni ziyaret eden önde
gelen İngiliz iktisatçı Joan Robinson şahit olduğu bu
gelişmeler karşısında duyduğu şaşkınlığı “ekonomide Kore mucizesi”
sözleriyle ifade etmiştir. Bu terim daha sonra çalışan kitlelerin
sömürülmesine ve yoksullaşmasına dayalı bir kalkınma modeli izleyen
Güney Kore’ye maledilmiştir.
Chongsan-ri Ruhu ve Yöntemi ise tarım alanında başlayan bir idari
yapıya verilen isimdir. Burada kitleler ve parti arasındaki çalışma
uyumuna çok güzel bir örnek görürüz. Parti görevlileri fabrikalara
gider, çalışmaları bizzat takip eder, gördükleri eksiklikleri
tamamlar, işçilerle beraber üretimi artırmak, alışma koşullarını
iyileştirmek için fikir alışverişinde bulunurlar.
Sosyalist devrim Ağustos 1958’de tamamlanmış olsa da fabrikaların
idaresinde hala bazı eski yöntemlerin uygulandığı görülmekteydi.
Fabrikaların idaresi çoğunlukla tek kişinin sorumluluğundaydı. Böyle bir
yönetim altında işçilerin kolektif yaratıcılığı ortaya çıkmıyordu.
Ayrıca böyle bir sistem keyfiliğe, öznelciliğe, bürokratik
yozlaşmaya açıktı. Kim İl Sung “sosyalizmin kapitalist yöntemlerle
kurulamayacağını” söyleyerek bu durumu eleştirmiştir.
Bu yapıyı değiştirdikten sonra Kim İl Sung, Aralık 1961’de Taean
Ağır Makine Fabrikasında on gün boyunca kalarak Taean Çalışma
Sistemini yaratmıştır.
Buna göre işlerin tüm idaresi fabrika parti komitesinin kolektif
liderliği tarafından üstleniliyordu. Bu uygulama daha sonra tüm
ülkeye yayılmıştır. Böylece gerek tarım gerekse çalışma idaresi
alanında sosyalist yapılar oluşturulmuştur.
Chollima Hareketi, Chongsan-ri Ruhu ve Yöntemi, Taean Çalışma
Sistemini kısaca özetlediğimizde Kim İl Sung’un kişisel
gayretinin önemi hemen fark edilmektedir. Emperyalistlerin
iddialarının aksine bu bir “kişi kültü” değil, Kim İl Sung’un
çalışma yöntemidir. Yukarıda da gördüğümüz gibi Kim İl Sung sık sık
fabrika denetimlerine gitmektedir. Buralarda bazı bürokratların
yaptıkları gibi üstünkörü incelemeler sonucunda birtakım soyut,
genel önerilerde bulunmamış, gittiği her fabrikada uzun süre kalmış,
dikkatli bir incelemeden sonra üretimi, işçiler arasındaki
dayanışmayı artıracak, işçilerin yaşam koşullarını iyileştirecek
talimatlar vermiştir. Her türlü bürokratizmin ve öznelciliğin önüne
geçmek için işçilerle tartışmış, onlardan öğrenmiş ve kendi
önerilerini getirmiştir. Kim İl Sung sadece 1961-1970 yılları
arasında fabrikalara 1700 kez denetim ziyareti yapmıştır.
Kim İl Sung tüm ömrünü halkın daha iyi bir yaşam sürmesi için
çalışmaya adadığındandır ki Kore halkı onu “babaları” olarak
nitelemektedirler. Bunu yapmaya zorlandıkları için değil.
Gerçekten de Kore, Sovyetler Birliğinin çökmesinden sonraki dönemde
yaşanan sıkıntılar yaşanmadan önce yiyecek, konut, giyim, işsizlik,
eğitim ve sağlık alanındaki tüm sorunları çözmüştür. Bugün Kore
Demokratik Halk Cumhuriyeti yüzde sekseni dağlarla kaplı bir ülkede
bir santimetrekare toprağı bile boş bırakmayarak tüm ambargo ve
baskılara rağmen kahramanca ölüm kalım savaşı vermektedir.
1946 yılında ülkede kişi başına 14 santimetre tekstil ürünü
üretilirken bu rakam 1980’de 50 metreye, 1993 yılında 76 metreye
çıkmıştır.
1961-1969 yılları arasında 800.000 konut yapılmıştır. Bugün ülkenin
kentleri ve köyleri kültür merkezleri, tiyatrolar, çocuk evleri,
okullar, kütüphanelerle doludur.
1956 yılında ilkokul, 1958 yılında ortaokul, 1975 yılında ise lise
zorunlu hale gelmiştir. Hedef, herkesin üniversite okumasını
sağlamak ve böylece kol ve kafa emeği farkını kaldırmaktır. Bugün
Kore’de okumak isteyen herkes ücretsiz olarak eğitim görmektedir.
İşsizlik yoktur. İş kazası nedeniyle çalışamayacak durumda olanlara
kaza geçirmeden önce aldıkları ücretlerinin yarısı ödenmeye devam
eder.
Sağlık hizmetleri ücretsizdir. 10.000 kişiye 27 doktor düşer.
Günümüzde,
Küba dışında hiçbir ülke vatandaşlarına Kore Demokratik Halk
Cumhuriyeti kadar iyi sağlık ücreti vermemektedir.
Kore
Demokratik Halk Cumhuriyeti günümüzde sosyalizmin kalelerinden biridir.

|